Bedenin Gücü

  • Ekim 1, 2019

Bedenin Gücü

Bedenin Gücü

Hepimizin içinde kronik hastalıklara yatkınlık yaratacak hücreler var hatta hepimizin içinde atıl kanser var. Tüm yaşayan organizmalar gibi, bedenimiz sürekli kusurlu hücreler üretiyor. Bunlar bazen kanseri doğuruyor bazen iltihaplı romatizmaları bazen de başka hastalıkları. Ama bedenimiz bu hücreleri saptayıp kontrol altında tutan mekanizmalarla donatılmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporlarına göre kronik hastalıklar dünyada tüm ölümlerin %63’ünden (57 milyon kişi) sorumludur. Bu ölümlerin 36 milyonu kardiovasküler hastalıklar, diabet, kanser ve kronik solunum yolları hastalıklarına bağlıdır. Bazı kişiler kronik hastalılardan ölürken bir kısmı ölmeyecek çünkü bu kişilerin savunma mekanizmaları bu hastalıkları engelleyecek ve onların ölümüne başka şeyler sebep olacak. Bu savunma mekanizmalarını desteklemek için yapacağımız egzersizler, yememiz ya da yemememiz gereken şeyler vardır. Science ve Nature gibi saygın dergilerde son zamanlarda yayımlanmış temel buluşlar vardır. Bu bilimsel veriler kümesi bir bütün olarak ele alındığında, doğal savunma mekanizmalarımızın hastalıklara karşı savaşta oynadığı temel rolü ortaya çıkarıyor.

Hepimizin bir gün kronik bir hastalığı olabilir ve her birimiz bunlarla savaşabilecek bedene sahibiz. Bir çoğumuz kronik hastaların öncelikli yaşam tarzımızla değil de, genetik oluşumumuzla bağlantılı olduğuna inanıyoruz. Oysa araştırmalara baktığımızda, bunun tersinin doğru olduğunu görebiliyoruz.

Bedenin Gücü

Kronik hastalıklardan en korkutucu ve en ölümcül olan kanseri örnek olarak alalım.

Kanser temelde genler yoluyla aktarılsaydı, evlat edinilmiş çocuklar arasındaki kanser oranı onları evlat edinenlerle değil biyolojik anne-babalarında görülenle aynı olurdu. Ayrıntılı genetik kaydın tutulduğu Danimarka’da araştırmacılar doğum sırasında evlat edinilmiş binden fazla çocuğun biyolojik anne ve babasını buldular. New England Journal of Medincine’de yayımlanan sonuçlar ilginç. Bulgulara göre, elli yaşına varmadan kanserden ölen biyolojik anne-babanın genlerinin, evlat edinilen çocuğun kanser geliştirme riski üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Öte yandan, evlat edinilen (genleri değil de alışkanlıkları aktarılan) bir ebeveynin elli yaşına varmadan kanserden ölmesi, evlat edinilenler arasında kanserden ölüm oranını 5  kat artırıyordu. Bu çalışma, yaşam tarzının kansere yakalanmakta temel bir rol oynadığını gösteriyor. Aslında bu çalışma tüm diğer kronik hastalıklar için de yaşam tarzının daha önemli olduğunu bize gösteriyor. Kısacası genetik diye bir şey yok. Hepimiz kendimizi korumayı öğrenebiliriz. Toplumda yaygın olarak görülen kronik hastalık nedenleri arasında çevrenin temel bir rol oynar.

Bu yeni bakış açısı yeni bir yaklaşım doğuruyor. Herkes hem bedenini hem de zihnini, her türlü kronik hastalık, kanser de dahil yenebilecek veya önleyebilecek, savunma sistemi yaratmaya yönlendirebilir. Öncelikli olarak çevremizi kronik hastalıkları besleyen dengesizlerden korumalıyız. Beslenmemizi, kronik hastalıkları teşvik eden unsurları azaltıp bu hastalıklarla savaşacak bitkisel kaynaklı bileşenleri dahil edecek şekilde ayarlamak gerekir. Ayrıca psikolojik yaralar tüm kronik hastalıkları besler bunu bilip onları iyileştirmeliyiz.

Uzm. Dr. Yasemin SOYTÜRK ÖZSEREN

Fizik Tedavi ve Rehablitasyon

Leave a Comment